SON DAKİKA

İşte 700 yıldır beklenen o yüzleşme: odg Sordu, Mevlana Cevapladı..!

İşte 700 yıldır beklenen o yüzleşme..!

EDİTÖRÜN NOTU:

ODG Medya Zaman Ötesi Projesi kapsamında hazırlanan bu söyleşi; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevi, Divan-ı Kebir ve Fîhi Mâ Fîh eserleri başta olmak 

üzere, gerçek tarihi belgeler ve akademik kaynakların gelişmiş yapay zeka belge analiziyle yorumlanmasıyla oluşturulmuş tarihi bir canlandırma ve edebi

yorumdur.

 

Yedi asrı yırttık, zamanı büktük ve o koltuğa O'nu oturttuk.

Dünyayı düşünceleriyle sarsan büyük sır, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bugün ODG Medya koltuğunda.

Kimsenin sormaya cesaret edemediği, tarihin en kışkırtıcı, en yasaklı sorularını sorduk.

Moğolları, Şems'i, semayı, günahı ve aşksız dini...

Hiçbirini es geçmedik.

 

odg Medya:

Efendim, hoş geldiniz. İlk sorumuz en çok tartışılan konulardan biriyle ilgili. İlahi aşkı bulduğunu söyleyen bir bilge,   neden fani bir insanın, yani Şems-i Tebrîzî’nin

hayatınızdan çıkışıyla dünyadan kopacak kadar büyük bir insani bunalım ve yas yaşadı?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmi;

Ey Hakikat arayıcısı! Sen aşkı sadece kavuşmak, yası ise sadece et ve kemikten bir fani için ağlamak mı sanırsın? Şems, benim gökyüzüme doğan bir güneşti. Güneş batınca 

gündüz feryat etmez mi? Benim yasım Şems’in şahsına değil, bende uyandırdığı ilahi nurun perdelenmesiyledir. İnsan acısıyla insandır; hamdım, piştim, yandım! O büyük acı ve yanış, beni ben yapan, beni 

olgunlaştıran şeydi.

odg Medya:

Isparta’nın gülü meşhurdur ama can yakan dikeni de vardır.Siz acıyı ve dikeni olgunlaşmanın parçası görürken, modern insan acıdan kaçıp sadece konfor ve gül kokusu

istiyor. Dikeni reddedenbugünün insanın ruhunu nasıl olgunlaştıracak?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Gülün kokusuna sevdalanıp dikeninden kaçan, ne gülü tanır ne de kokunun sırrına erer. Acı, ruhun toprağını deşen bir sabandır; o saban deşmeden kalpten hangi tohum yeşerir?

Konfor içinde uyuyan ruh, uykuda ölür. Isparta'nın gülü, bağrına batan o dikenlerin sancısıyla o rengi ve kokuyu bulur. Dikenden kaçan, ham kalmaya mahkumdur.

odg Medya:

Yüzyıllardır süren "Ne olursan ol yine gel" çağrınız çok popüler. Peki bu çağrıya çocuk katilleri, diktatörler ve zalimler de dahil mi? Sizin bu sınırsız hoşgörünüz adaleti çiğnemiyor mu?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Benim 'Gel' çağrım, kötülüğü alkışlamak veya adaleti çiğnemek için değildir. O çağrı, bir şifahanenin kapısıdır. Katil, zalim ya da diktatör... Onlar ruhu en ağır hastalıklara 

yakalanmış bedbahtlardır. Şifahanenin kapısı hastaya kapatılır mı? O kapıdan giren, eski günahlarıyla değil, pişmanlığın gözyaşlarıyla içeri adım atar. Adalet niyetleri tartar, hoşgörü ise dönüşü bekler.

odg Medya:

Tarihi bir eleştiriye değinmek istiyoruz. Anadolu Moğol istilasıyla katledilirken, sizin Moğol yöneticileriyle iyi geçindiğiniz ve halkı mistik dünyayla uyutarak savaştan kaçtığınız

söylenir. Bu bir toplumsal kaçış mıydı?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Kılıç çeken kılıçla mahvolur. Moğol’un yakıp yıktığı o yangın yerinde, bir kılıç da ben çekseydim, geriye gönülleri tamir edecek kim kalırdı? Dışarıda barbarlık hüküm sürerken, ben

insanın içindeki Moğol'u, yani nefsani vahşeti dizginlemeye çalıştım. Saraylara girdiysem, zalimin kulağına hakkı fısıldamak, halkın feryatını yumuşatmak için girdim. Savaş bedenleri öldürür, sevgisizlik ise

ruhları.

odg Medya:

Siz "Hiçlik" dediniz ama bugünün insanı sosyal medyada adeta kendini kutsuyor, sürekli var olma peşinde. Felsefenizin bugünün tüketim insanına karşı yenildiğini kabulediyor musunuz?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Bugünün insanı aynalara, yani o küçük ekranlara hapsolmuş, kendi gölgesine aşık birer köledir. Herkes 'bir şey olmak' için çırpınırken, ben 'hiç olmayı' teklif ettim. Zira içi dolu

bardak yeni bir şarap almaz. Sosyal medyanın sahte alkışlarıyla şişen o egolar, aslında büyük bir yalnızlığın feryatıdır. Benim felsefem yenilmedi; insanlık 'var olma' sarhoşluğundan ayıldığında, yine 'hiçliğin' 

huzurlu limanına sığınacaktır.

odg medya:

Aklı "tahta bacağa" benzeterek küçümsediğiniz söylenir. Bugün bilim, teknoloji ve yapay zeka dünyayı kökten değiştirirken, akla güvensizlik aşılamak insanlığı cehalete itmedi mi?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Ben akla düşman olmadım; aklı tahta bacağa benzettim çünkü akıl seni kapıya kadar getirir, içeriye, yani hakikate fırlatamaz. Bilim ve yapay zeka ile gökleri fethedebilirsiniz, bu

takdire şayandır. Fakat akıl 'nasıl yaşanacağını' söyler, 'niçin yaşanacağını' değil. Gözün görmesi için ışık lazımdır ama kalp körse, güneş doğsa ne fayda? Akıl fenerdir, aşk ise seni menzile uçuran kanat.

odg  Medya:

Yüksek ahlakı anlatan Mesnevi'de, ders vermek amacıyla da olsa argoya kaçan, cinsel içerikli ve müstehcen hikayelere yer vermeniz büyük bir çelişki değil mi?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Hakikati çıplak göremeyenlere, onu perdenin arkasından anlatmak gerekir. Mesnevi'deki o sert ve çıplak hikayeler, tıpkı cerrahın neşteri gibidir. Cerrah yaranın irinini temizlerken

nazik davranamaz. Ben insanın en saklı, en çirkin nefsani zaaflarını kendi yüzüne vurmak için o dili seçtim. Temiz olan, pisliğin içindeki ibreti görür; gözü kirli olansa sadece çamuru fark eder.

odg  Medya:

Şiirlerinizde, özellikle Divan-ı Kebir'de, ilahi aşkı anlatmak için neden bedensel, şehvetli ve erotik tasvirlere ve metaforlara bu kadar çok ihtiyaç duydunuz?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Beşeri aşk, ilahi aşkın köprüsüdür. Sarhoşluğu bilmeyen birine şarabın lezzetini nasıl anlatabilirsin? İnsanın bu dünyada bildiği en yoğun, en sarsıcı his bedensel ve hissi aşktır. Ben o

yoğunluğu ödünç aldım ki, ruhun Yaratıcı'ya olan o dumanı tüten, can yakan iştiyakını anlatabileyim. Mecazı aşamayan, köprüde takılıp kalan yolcuya benzer.

odg Medya:

Sizin döneminizde kadın-erkek coşkuyla ve özgürce yapılan sema, bugün neden sadece erkeklerin döndüğü katı kurallı, kurumsal ve turistik bir şova dönüştü?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Bizim semamız bir gösteri değil, canın cananla buluştuğu bir vecd haliydi. Ne cinsiyeti vardı ne de kuralı; dönen beden değil, ruhun ta kendisiydi. Bugün onu kurallara

bağlayıp, biletle satılan bir seyre dönüştürenler, kuşun sadece tüylerini sergiliyor, uçuşunu değil. Ben o şovların yapıldığı salonlarda değil, aşkla çarpan her gizli kalbin semalarında dönmeye devam ediyorum.

odg Medya:

Son olarak; sizi doğuran ve besleyen İslam coğrafyası bugün dünyada maalesef radikalizm, bağnazlık ve iç savaşlarla anılıyor. İslam'ın özünün sevgi olduğunu söyleyen biriolarak; biz

nerede yanlış yaptık?

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: İslam, bir barış ve muhabbet deryasıdır. Lakin bugünün bedbahtları, o deryadan testilerini sevgiyle doldurmak yerine,  nefret ve hırsla doldurdular. Dini sadece şekilden, sakaldan,

hırstan ve sarıktan ibaret sananlar; kitabın lafzını ezberlediler ama manasını katlettiler. Biz nerede yanlış yaptık derseniz: Gönlü unuttunuz, şekle taptınız. Aşksız din, sahibini zalim yapar.

odg Medya:

Efendim, bu sarsıcı ve zamansız yanıtlarınız için odg  Medya adına çok teşekkür ederiz.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Gönlünüz kapılarını hakikate açtıysa, teşekkür aşkadır. Yolunuz açık olsun.

Röportaj: ODG Medya Haber Merkezi
Konuk: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Tarih: 2026